16 Temmuz 2019 Salı

Colette | Bir Kendini Keşfetme Hikâyesi | Film İncelemesi




Colette.

İlk başta, sadece bir köylü kızı Colette. Willy adında bir adamla evlenmek üzere. Paris’te yaşayan ve yazarlık yapan bu adam; dışadönük, insanlarla konuşmasını ve onları eğlendirmesini bilen ve bu yüzden sevilen, çapkın bir adam. Willy’nin aksine ise Colette’in oldukça sakin bir yapısı var. Paris’in görkemiyle değil, köyün getirdiği sadelikle büyümüş. Belki de bu yüzden, annesi Colette’in evliliğine karşı düşünceli. “Onu anlamayacak diye endişeleniyorum.” diyor bir keresinde. Ve belki de Colette’i de etkileyen bir yanı var annesinin. Gitmek istedikleri bir tiyatroya karşı Willy’nin beğenmediğini ve gitmeye zahmet etmemelerini söylemesine, “Belki giderim ve kendi kararımı kendim veririm.” diyen bir kadın bu.

8 Temmuz 2019 Pazartesi

Bir Edebiyatçının Gözünden Ölmeden Önce Yapılacaklar Listesi


Hepimiz birçok kez "Ölmeden Önce Yapılacaklar Listesi" görmüşüzdür. Yamaç paraşütünden dans eğitimi almaya, işaret dili öğrenmekten keman çalmaya kadar bir sürü şey vardır bu listelerde ve hepsini okumayı da çok severim. Fakat ben hayatını kitaplara ve genel olarak edebiyata adamak isteyen biri olarak, bu listeyi sadece bir edebiyatçı olarak yazmak istedim. Ben gerçekten ölene kadar bu listeye yeni şeyler eklenecek ve üstleri çizilecek, en azından öyle umut ediyorum yani. :) Şimdi başlayalım. 




Madde 1: Yazdıklarımı bir gün ellerimde tutabilmek ve aynı duyguları paylaştığım insanlarla konuşup sohbet edebileceğim bir imza günü düzenlemek. Zaten her yazarın en büyük hayali de bu olsa gerek. :)

30 Haziran 2019 Pazar

Bir Sanatçı Olarak Mükemmeliyetçi Olmak




Jackson Pollock, No. 5, 1948


Mükemmeliyetçi, herhangi bir alanda mükemmel olma yolunda aşırı çaba sarf eden kişi, demek TDK’nin tanımına göre ve aslında uzaktan bakıldığında çok da asil bir çaba gibi geliyor bu. Mükemmel olanı yaratmak! Fakat bana öyle geliyor ki mükemmeliyetçi olmak, derinlere inildiğinde, asil olmaktan çok uzak. Bana öyle geliyor ki, mükemmeliyetçilik, insanı yiyip bitiren bir kanser. Hatta öyle bir kanser ki bu, çoğu zaman tanımında olan “aşırı çaba”nın karşılığını bile veremiyor. Çünkü bir kere mükemmel olma baskısı insanı o an öyle aciz kılıyor ki, parmağınızı bile kıpırdatamayacak bir konuma geliyorsunuz. Ortaya kötü bir şey çıkarmaktan öyle korkuyorsunuz ki, bir kutuda kapalı kalmışsınız gibi yaşamaya başlıyorsunuz. Yanlış bir şey söylemekten korkar halde susup kalıyor, düşme korkusuyla adım atamıyorsunuz.

22 Haziran 2019 Cumartesi

Sanatın Yokluğunda Hayat



Yaklaşık iki yıldır, belki de daha fazla bir süredir, kendimi eskisi gibi iç huzuru yakalamış bir hâlde göremiyorum. Bunun en büyük sebebi üniversite sınavına tekrar ve tekrar hazırlanmam, dolayısıyla da bu süreçte hiçbir şey yazamamamdı. Bu öyle bir süreç ki, yazmayı bırakın, elime kitap bile alamadım doğru dürüst. Geçtiğimiz altı ay içinde sadece üç kitap, geçtiğimiz bir sene içinde de altı kitap okuyabildim bu yüzden. Ve sadece iki tane blog yazısı yazma şansım oldu.

26 Ocak 2019 Cumartesi

Kâşif Günlüğü #1: O Vakıt Son Mimoza



Bazen okuduklarımız ve izlediklerimiz konusunda fazlaca başkalarının etkisi altında kaldığımızı düşünüyorum. Onca dünya klasiği, onca kült film… Ve bunları izlemeden yıllar önce bile bu kitaplar ve filmler hakkında bir fikrimiz oluyor. Konularını, karakterlerini, alınması gereken mesajı bile biliyoruz. Her ne kadar bu mesaj kişiye göre değişmeliyse de, sürekli aynı şeyleri okumak bu kitaplardan çıkarmamız gereken şeyleri bile tekdüze hâle getirmeye başladı giderek. Bu eserlerin belli bir kültürel birikimi oluşturmak adına gerekli olduğuna inanıyorum, burası doğru fakat iş öyle bir noktaya geldi ki bu eserleri okurken ve izlerken bende bir görev bilinci oluşmaya başladı artık. Ve bahsettiğim iyi anlamda bir görev bilinci de değil. Ben, özellikle kitaplar için konuşmak gerekirse, bazı eserleri sırf sanki bir liste varmış da onu doldurmak için okuyormuşum gibi hissetmeye başladım. Dünya klasikleri giderek ne kadar “kültürlü” olduğumu gösteren bir yapılacaklar listesine dönüşmeye başladı benim için. Ve tabii ki bu da bir ödev hissiyatı, bir kendini kanıtlama hissiyatı oluşturduğu için eskisi gibi kitap okuyamamaya başladım.


21 Aralık 2018 Cuma

Çöp Eser: Kime Göre, Neye Göre?




Çöp eser. Bu kavramı birçok yerde, birçok eser için duydum; hatta eserleri geçelim, bazı yazarlar için bile bu tabirin kullanıldığına şahit oldum. Birileri çıkıp diyor ki bu adamın/kadının yazdığı şey okunmaz. Neden? Birkaç kötü eseriyle karşılaştığın için mi? Senin zevkin bütün topluma mal edilebilir olduğu için mi? Yoksa o yazarın yazım tarzında toplumun çoğunluğunun beğenmediği bir yan bulunduğu için mi? Peki kim bu çoğunluk ve nedir bu beğenilmeyen yanlar? Gelin inceleyelim.

1.  Eserdeki betimleme miktarı: Ben, Balzac’ı okumaktan büyük haz alan biri olarak, betimlemeli eser seven taraftanım fakat birçok insanın betimlemeyi laf kalabalığı olarak gördüğünü de biliyorum. Bunu özellikle somut şeyler için savunuyorlar, bunun da farkındayım. Ruhsal betimlemeler, karakterin iç dünyasına olan yolculuklar daha heyecan verici çünkü. Ben de az çok bir vazo ve aşkın aynı kelime yoğunluğuyla tarif edilemeyeceğine katılıyorum ama bence bu yine de vazonun sadece üstündeki çatlaktan ve içindeki kurumuş çiçekten ibaret olmasını gerektirmez. Ben isterim ki yazar bana vazonun üstündeki çatlağın hangi kavga yüzünden olduğunu, yapıştırılan yerin desenin en güzel yerini nasıl da bozduğunu ve içindeki kurumuş çiçeklerin susuzluktan değil, ruhsal bitkinlikten beslenerek öldüğünü anlatsın. 

6 Eylül 2018 Perşembe

İYİLEŞMEK İÇİN YAZ: DEPRESYON





Yazı, bize binlerce yıl boyunca farklı medeniyetlerin, farklı dünyaların kapısını açmıştır. Önümüze tarihi sermiş, onca bilge insanın yolumuzu aydınlatmasına olanak sağlamıştır. Fakat yazı sadece geçmişi anlatmaz, açtığı tek kapı da yalnızca farklı medeniyetlerin kapısı değildir. Yazı, geleceğin şarkısını da söyleyebilir, eğer sesinizi bulmaktan korkmazsınız ve aynı zamanda zihninize açılan bir kapı da olabilir yazı, eğer parmaklarınız kapının kolunu kavrayacak kadar cesursa.